Emmanuelle Erotik Film

 

Emmanuelle "felsefesi"
Erotik film denildiğinde akla gelen ilk ornek olan film, 7O'li yıllarda çok ses getirmiş ve şaşırtıcı bir gişe başansına ulaşmıstı. Zamanla başroldeki Sylvia KristeVin kazandığı popülaritenin de etkisiyle etrafinda kendi hayran kitlesini oluşturmayı becerdi. Diğeryandan hem ait olduğu türün "abece"sini oluşturdu hem de bir markaya dönüşerek günümüzde bile devam eden, aynı ada sahip serilerin türemesine neden oldu.
 
Kimileri için bir ilk gençlik dönemi hatırası, kimileri içinse önemsiz bir erotik film... Hatta bazılarına kalsa tu kaka bir soft porno. Ama her türlü önyargıyı bir kenara bırakıp, objektif şekilde sinema tarihindeki yerine baktığımızda önemi yadsmamayacak bir klasik, "Emmanuelle". Bu filmin niçin önemli olduğuna dair yöneltilecek sorunun cevabını bulmaksa basit: O döneme değin adeta bir alt kültür öğesi olarak kalan erotik sinemayı popüler kültür içerisine taşıması. Filmin bahsettiğimiz şeyi başarması da yazmm ilerleyen bölümlerinde ele alacağımız meziyetlerinden ileri geliyor. Onlara geçmeden önce filmin konusunu özetleyelim isterseniz.
 
Emmanuelle (Sylvia Kristel) genç ve güzel bir modeldir. Tayland'daki Fransız elçiliğinde çalışan kocasını ziyaret etmeye gittiğinde hayatmda yeni bir dönem başlamış olur. Emmanuelle ve kocası Jean (Daniel Sarky) açık fikirli bir çifttir. İkisi de birbirlerini sevdiklerine emindirler ve aşk ile cinselliği birbirinden ayrı tutmaktadırlar. Özetle başkalarıyla yaşanan cinsel deneyimler sorun değildir. Ruhlan birbirlerine ait olsa da vücutları kendilerinindir ve zevk almak için üçüncü kişilerle sevişmeleri problem yaratmaz. Hatta Emmanuelle'den biraz daha büyük olan Jean, karısının deneyim kazarıması için başkalarıyla sevişmesini özellikle ister ve bunları dinlemekten tahrik olur. Ancak ilişkisini bu temel üzerine oturtan gift Bangkok'tâ çeşitli sürprizlerle karşılaşır. Emmanuelle burada tanıştığı arkeolog Bee'ye (Marika Green) aşık olur ve onunla beraber ortadan kaybolur. Aşık olduğu ilk kadm tarafindan terk edilen Emmanulle'in ve karısının sevgisini ilk defa paylaştığını fark eden Jean'in bu sorunun üstesinden gelmesi gerekir. Bu durumda da devreye yaşmı başını almış ve cinsellik konusunda kendine has bir "felsefe" geliştirmiş Mario (Alain Cuny) girer.
 
"Emmanuelle" zamanında epey olay yaratmış ve büyük ölçüde otobiyografik bir romandan uyarlama. Tayland'da diplomat kocasiyla beraber yaşayan ve can sıkıntısını çeşitli cinsel maceralarla gideren Emmanuelle Arsan'm yazdığı romana kendi adını vermesi de (romarım alt başlığınm "Eantivierge" yani "Antibakire" olduğunu eklemekte fayda var) işin otobiyografi kısınını doğruluyor. Ilk olarak 60’lı yıllarda basilan ve büyük ilgi gören bu roman, 70'li yilların başlarında prodüktör Yves Rousset Rouard'a farkli bir erotik film yapmak için ilham kaynağı olmuş. Ne de olsa o yıllarda ortalığı cinsel devrimin heyecanı sarmış durumda. Haliylen erotik filmlerin de sadece kıyıda köşede kalmış sinemalarda gösterilmesinin bir anlamı yok. Uzun lafm kısası, Rouard çiftlerin beraberce gidebileceği, dağıtımı büyük şirketlerce yapüacak ve büyük salonlarda gösterilecek bir erotik film çekmeye soyunmuş. Bu çabada göz önünde bulundurulan unsurlar aynı zamanda filmin ilk paragrafta da bahsettiğimiz meziyetleri oluyorlar.
 
"Emmanuelle" her şeyden önce "klas", yani kaliteli bir film. Tayland'da geçiyor olmasım bir avantaj olarak kullanıyor ve egzotik mekanları erotizmle birleştirerek, özenli bir görüntü yönetimi eşliğinde sunuyor. Bunda yönetmen koltuğunda yer alan, eski fotoğrafçı Just Jaeckin'in katkısı da büyük. Elbette filmin görsel açıdan estetik olmaya yönelik bu eğilimi günümüz için şaşırtıcı değil. Zira aradan geçen yıllar boyunca karşımıza çıkan erotik filmier, video klip estetiği de dahil olmak üzere, görselliğin ve stilin öne çıktığı pek çok sosa bulandilar. Ancak "Emmanuelle" turn bunların öncesinden, 1974 yılından geliyor. Başka bir deyişle günümüzde "erotik film" dediğimiz türün de öncülerinden.
 
Filmin bir diğer kayda değer yönüyse sevişmeyi sadece yatakta alt alta, üst üste gerçekleştirilen bir eylem olarak görmemesi ve işin içine çeşitli oyunlar dahil edip, dört duvar arasından farklı mekanlara taşıyabilmesi. Dolayısıyla "Emmanuelle"in sevişme sahneleri, iyi kötü, belirli bir mizansen anlayışma, mekan duygusuna ve kurguya sahipler. 
meşhur uçaktaki sevişme sahnesi gibi.
 
Ayrıca "Emmanuelle" çıplaklık konusunda dönemine göre cesur davrandığı gibi, baştan sona peş peşe gelen böylesi anlara boğulmuş değil. Bir yanlış anlama olmasm, elbette filmde sık sık çıplaklık içeren bölümler veya sevişme sahneleri var. Ancak bunun yanında akmakta olan bir dramatik yapı da söz konusu. Film bu anlamda pek yetkin değil, ancak "Emmanuelle"i izlemekteki yegane motivasyonunuz et görmek değilse, takip edebileceğiniz bir hikaye, diyaloglar ve söylenmeye çalışılan kimi şeyler de var. Hoş, filmin sorunları da büyük ölçüde bu söylenmeye çalışılan şeylerden kaynaklarııyor. Fakat nereden bakarsanız bakın karşımrzdaki, en azından gösterime girdiği dönemde, üzerinde uzun uzadıya tartışılmış, çeşitli analizlere tabi tutulmuş bir film. Haliylen o söylenmeye çalışılanları pas geçmek pek münıkün değil.
 
İşte tüm bu özellikleri nedeniyle "Emmanuelle" gösterime girdiğinde beklenenin de üzerinde bir ilgiyle karşılarımış (kimi kaynaklara göre Fransa'da ulaştığı izleyici sayısı 8 milyon) ve bir popüler kültür olayına dönüşmüş. Arsan'm romarımdan yapılacak çeşitlemelerle devam edecek, üç filmlik bir seri olarak tasarlanan "Emmanuelle" kısa zamanda bir markaya dönüşerek, seriyle alakalı alakasız bir sürü erotik filme isim olmuş. Hatta bizim ülkemiz söz konusu olduğunda, Emmanuelle isınınin başlı başına erotik çağrışımlara yol açan bir uyaran olduğunu söylemek mümkün. Son 10 yıldır Nataşa'nm üstlendiği bu görev, bir zamanlar Emmanuelle'e aitti. Elbette bu vahim duruma gülmek de mümkün ağlamak da. Ancak "Emmanuelle"in sahip olduğu kült statüsüne ufak bir örnek teşkil ettiği de gerçek.
Tabii "Emmanuelle" söz konusu olunca Sylvia Kristel'den bahsetmemek olmaz. '70'li yıllar boyunca (hatta '80'lerde de) erotik sinemarım en gözde ismi olan, Hollanda doğumlu aktrisin filmin başarısma katkısı büyük. Sinemaya modellikten geçen Kristel, iyi bir oyuncu olmasa da, Emmanuelle karakterinin çocuksu bir güzellikten eksiksiz bir dişiye uzanan macerası boyunca yayması gereken cinsel elektriği fazlasıyla veriyor. Hatta, tıpkı filmin adı gibi tür içerisinde bir markaya dönüşen Kristel'in oynadığı her filme belirli bir külte dönüşme potansiyeli kattığı söylenebilir. Yine de her şeyin temelinde "Emmanuelle" var.
 
Peki gelelim şu zamanında pek gürültü koparan, filmin söylemeye çalıştıklarına. Madem şu günlerde "Matrix Felsefesi" ile yatıp kalkıyoruz, bunlara da "Emmanuelle Felsefesi" dememizde bir sakmca yok. Filmin bedensel hazla ilgili öne sürdüklerini hedonizmle birleştirmek mümkün. Bu durumda ipin ucu Antik Yunan'a kadar gidiyor. Ancak o ipin ucunu elden kaçırmamak gerektiği için bir silkinip kendimize gelmemizde fayda var. Zaten "Emmanuelle"in yaratıcılarının hedonizmin öncelikli savunucusu Epikür veya benzeri düşünürlerden yararlandıklarını iddia etmek zor. Hoş, öküz altında buzağı aramak bizim işimiz ama hem yerimizi en ekonomik şekilde kullarımak, hem de fazla kafa karıştınnamak için daha sade bir düzlemde ilerleyelim.
 
Açık ki, filmin yaraticilarının öncelikli motivasyonu 70'li yillardaki cinsel devrimin yarattığı ortamdan faydalarımak. Açık evlilik fikrinden yola çıkan, cinselliği evlilik cüzdanı ile sınırlamayan ve eşlerin ancak birbirlerine yalan söyledikleri takdirde aldatmış/ihanet etmiş sayılacağmı öne süren bir görüşü var "Emmanuelle"in. Erkekler evli oldukları kadinlardan başkalarıyla beraber oluyorlarsa, aynı şeyi niçin kadmlar da yapmasm, gibi bir bakış açısını gündeme getirdiği de söylenebilir. Bunun yanında, hayattan keyif almarım yolunun her türlü bedensel zevki tatmaktan geçtiğini savunan bir yaklaşmn da var. Ancak tüm bunların ardmda ciddi bir şeyler söyleme çabasından çok, tartışma yaratmak ve ilgi çekmek (diğer bir deyişle ticari başarı) yer alıyor. Zaten "Emmanuelle"i böylesi bir düzlemde ciddiye almaya başladıkça, film giderek yerine dibine sokulup bir daha çıkartılmayacak bir şeye dönüşüyor. Özellikle de feminist bir bakış açısıyla yaklaşılırsa...
 
Bir kere "Emmanuelle" asla bir kadmm cinsel özgürlüğünü kazarıması, kendi bedeniyle ve cinsel istekleriyle barışması üzerine bir film değil. Jean'm Emmanuelle'i serbest bırakmasının (ki karısının özgür olup olamayacağı konusunda karar veraıek kocaya mı düşer, kadm bu konuda kendisi kararlar alamaz mı, o ayrı bir tartışma konusu) ardmda tek bir neden var, kazandığı "deneyimler" ertesinde daha iyi sevişmeyi öğrenmesi. Gelişmekte olan bu "yetenekten" öncelikle faydalanacak kişi de elbette kendisi. Diğer yandan Emmanuelle'i yönlendiren, ona yol gösteren kişiler genellikle erkekler. Evet, kahramanımız arada kendi tercihiyle bir kadma aşık oluyor ancak filmin lezbiyen içerikli sevişme sahneleri de yeniyetme erkek fantezilerinin pek ötesine geçemiyor. Filmin finaline doğruysa (bu filmin sonunu öğrenmek kesinlikle sürprizini kaçırmıyor, merak etmeyin) "öğreten adam" Mario, Emmanuelle'i Tayland'm kimi batakhanelerine götürüyor. Öğrenmeye hevesli genç kadm önce bir grup erkeğin tecavüzüne uğruyor, sonra da bir boks maçınm kazananına, ters ilişki olmak üzere sunuluyor. En nihayetinde Mario'nun evine geliyor, tüm çocuksuluğunu bir yana bırakıyor, meşhur Emmanuelle koltuğuna oturuyor ve yaşadıklarını hatırlayarak süsleniyor, tarn bir kadm oluyor. Yok artık! Bir kadının dişiliğinin farkma varması için tecavüze mi uğraması veya bir erkekle herkesin görebileceği şekilde anal seks mi yapması gerekir? Bunun kişinin bedensel hazlarını keşfetmekle ne ilgisi olabilir? Tüm bu sorular elbette insanın zihnini kurcalıyor. Zamanında Avrupa ülkelerindeki çoğu feministin filme karşı öfkeyle saldırması da gayet anlaşıhr bir durum. Ancak öyle demeyin, Emmanuelle filmin sonunda kocasma dönmüyor. En azmdan biz döndüğünü görmüyoruz. Üstelik devam filminde yine Jean admda bir kocası olmasma rağmen adamm mesleği farklı. Fakat böylece özgürden çok, tekliflere açık bir kadın imajı akıllara kazanıyor. Filmi izleyen bekar erkekler veya çiftler bu önermeler karşısında ne yapıyorlar, orası meçhul. Ancak tüm bu saçmalıklara rağmen, "Emmanuelle" erotik filmlerin bir diğer olmazsa olmaz kuralını daha ortaya koyuyor, her erkeğin ulaşma ve elde etme şansı olan kadm kahraman.
 
İçerik olarak feci şekilde çuvallayan "Emmanuelle" yine de taşıdığı nostaljik tat, görsel olarak vaat ettiği keyif, özenle çekilmiş sevişme sahneleri ve elbette Sylvia Kristel'in güzelliğiyle her daim izlenilebilir bir film. En azmdan kendini sinemasever olarak adlandiran herkesin bu erotik sinema klasiğiyle tamşması şart. Elbette filmin Pierre Bachelet imzali meşhur şarkısmı da unutmamak gerek.
 
 
Emmanuelle
Yönetmen: JustJaeckin.
Oyuncular: Sylvia Kristel (Emmanuelle), Alain Cuny (Mario), Manka Green (Bee), Daniel Sarky (Jean), Jeanne Colletin (Ariane), Christine Boisson (MarieAnge). 1974 Fransa yapımı, 105 dakika.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !